Çocuklarda Özgüven Gelişiminde Nelere Dikkat Etmeli?
Öncelikle özgüven kavramını inceleyerek çeşitli kavramları tanıyalım ve gelişiminde dikkat etmemiz gerekenleri sıralayalım.

Özgüven:
Kişinin kendini algılayışıyla ilgili bir kavram olan öz saygı, kişinin güçlü ve zayıf yönleriyle kendini olduğu gibi kabul etmek ve kendini değerli görmektir.
Burada güçlü ve zayıf yönleriyle kabul etme kısmı kişinin ilk çocukluk yıllarında yaşadıkları, ailesinin tutumu ile çok yakından ilgili ve özsaygıyı oluşturan 2 alt kavram var.
1.Değerlilik Duygusu
2.Yeterlilik Duygusu
Bebek ve çocukların en ufak bir olayda “ben yaramazlık yaptığım için …….. başıma geldi” dediğini biliriz. Yani 0-2 yaş ve 2-4 yaş döneminde gelişen ve temellenen “ben değerliyim” ve “ben yaparım” duygularını en doğru şekilde beslemek ve şekillendirmek ciddi bir görev, biz ebeveynler için.
Değerlilik duygusunun zedeleneceği alanlar:
-Annenin ve aile bireylerinin açıklama yapmaksızın ortadan kayboluşu.
-Annenin evi terkedişi
-Sözverilenlerin yerine getirilmeyişi.
-İlgi, istek ve ihtiyaçlarının eksik bırakılışı. Örneğin kucaklanma, meme isteme, ağlama tepkilerine geç yada yanıt vermeme, ilk 2 yıllık süreçte özgüven gelişiminde uzmanlar tarafından zedelenmeye neden olabilen ebeveyn tutumları arasında sayılıyor.
-Sıkça ceza verme
-Azarlama
-Sen bilemezsin, sen yapamazsın, sen daha bebeksin, sen daha çocuksun …vb gibi cümleleri sık sık ve azarlayarak söyleme.
-Topluluk içinde azarlama
Yeterlilik duygusunun zedeleneceği alanlar:
-Uzandığı ve dokunmak istediği herşeye dokunma, elleme, cıs deme. (Can güvenliği açısından tehlikeli durumlar hariç)
-Yürüme, beslenme, tuvaletini yapma gibi becerileri geliştirirken sürekli müdahale etme. Aşırı kontrollü olma
-Aşırı sık el-ağız silme.
-Bebek yada çocuk bir şeyi keşfederken, incelerken araya girme, müdahale etme.
-Aşırı koruyuculuk
-Sorumluluk vermeme
-Günlük küçük rutine bağlı sorumluluklar kazandırmama.
-Dinlememe
-Küçümseme
Peki ne yapacağız biz? Çocukları ortalığa salıp ne yaparlarsa yapsın, aman karışmayalım, özgüvenleri yükselsin mi diyeceğiz?
Hayır.
Tam tersi, avcumuzun içindeki bir kuş gibi düşüneceğiz. Sıkarsak kanatları incinir, uçamaz. Sıkmazsak pırrrr diye kaçar gider, yakalamamız mümkün olmaz.
İşte yapabileceğimiz şeyler:
0-12 ay:
İlk aylarda ağlama tepkilerine anında yanıt verme.
Sık sık kucaklama
Emzirme
Dokunma, okşama, masaj yapma.
Kaşığını tutmasına ve ağzına götürmesine izin verme.
Evi güvenli hale getirdikten sonra, evdeki eşyaları incelemesine izin verme.
Kuralları açıklama ve sık sık hatırlatma.
Örnekler:
Burada kaşıklar var. İstersen kaşıklarla oynayabilirsin.
Bebeğim kendi kaşığını tutuyor, aferin.
12-36 ay:
Oyuncaklarıyla oynadıktan sonra toplamasını isteme.
Kendini yemeğini yemesini isteme.
Tuvaletini söylemesini ve yapmasını isteme.
Anlattıklarını dikkatle dinleme.
Kendi kendine giyinmesine izin verme.
Odasını toplama sorumluluğunu çocuğa verme.
Seçenekler kurarak seçim yapmasını isteme.
Hata yaptıklarında dahi şefkatli bir şekilde yaklaşarak doğrusunu anlatma.
Sorularına net ve doğru yanıtlar verme.
Sorulara sabırla, bıkmadan usanmadan yanıt verme.
Örnek cümleler:
Yapma! yerine bunu böyle yapmanı istiyorum.
Ata odasını toplayabilir.
Ata dişlerini fırçalayabilir. (Yanına gelen anne-babası da aynı anda diş fırçalarsa bu bir eğlenceye dönüşür ve sorun kalmaz
Ata oyuncaklarını toplamanı istiyorum canım.
Ata çiş geldiğinde bana söyleyebilirsin birtanem.
Yeşil montunu mu giymek istersin, laciverti mi?
Bugün hangi elbiseni giyeceksin?
Isırmak doğru değildir. Arkadaşımızı ısırırsak canı acır. Kızınca ısırmak yerine neden kızdığını söyleyebilirsin canım.
Harika bir iş başardın ve ödülü hak ettin!
Herzaman:
Olumlu örnek anlatılmalı.
Kişiler arası kıyaslama yapılmamalı.
Koşulsuz sevgi hissettirilmeli. Olumsuz davranışlar sergilese bile sakin ve sabırlı bir şekilde çocuğun neden bunu yaptığını dinlemek çok büyük bir anahtar.
Özetle, basit sorumluluklar vererek, çocuğa mücadelere ruhu aşılayarak, başarma azmini vererek, geliştirdiği benliğine katkıda bulunabiliriz. Oyuncaklarını toplamasını istemek en güzel başlangıç olabilir. Kaza ile kırılan vey bilerek kırdığı oyuncağını çocuk kendisi toplarsa ileride insan ilişkilerinde özür dilemeyi rahatça gerçekleştirebilir. Çünkü bugün oyuncaklarla oynayan çocuk büyüdüğünde arkadaşlarıyla oynayacak. İletişim kazaları olunca tıpkı dağılan parçaları topladığı gibi, arkadaşından gerektiğinde özür dilemekte zorlanmayacak.
Eğer oyuncakları anne toplarsa ve etrafa saçılan parçaları yine anne toparlarsa, az önce bahsettiğim düşünce şemasından hareketle, çocuk ileride “özür dilemeye gerek yok” mesajıyla hareket edecek. Çünkü bir eyleme girişmediği için, kendisini ifade edecek herhangi bir davranışta bulunma fırsatı yakalayamadığı için özgüven aslında güdük kalmaya doğru ilerleyebilir.
Özgüven önemlidir.
Ancak daha önemlisi özgüveni geliştiren kavram olan özsaygıdır.
Hitler’in de özgüveni yüksekti ve bir çağı yaktı, yıktı geçti. Çünkü kendini değerli hissetmeyle ilgili çok ciddi sorunları vardı. Benlik algısı yani içinde yarattığı ben ile gerçek ben arasındaki uçurumsal fark milyonlarca insanın felaketi oldu, öyle değil mi? Özsaygı: yani insanın kendini gerçekten sevme, eleştirmesidir. İçimizde yarattığımız ben ile gerçek yaşamdaki ben arasındaki dengeyi oturma yada oturtamama hepimizi ilgilendiren konular sonuçta.
Parktaki arkadaşını iten çocuğumuzu özgüveni yüksek olarak nitelendirmek yerine bu davranışın doğru olmadığını ve özür dilemenin gerektiğini anlatmak ise bütün bu anlattıklarımın tamamlayıcısı bir durum. Sıraya girmeden kantin alışverişini yapan çocuğumuzla “aman özgüveni ne yüksek” diyerek övünmekle aslında yersiz bir övüncün peşinde olduğumuzu bilmek gerek diye düşünüyorum.
Alt başlıkları genişleterek yazmaya devam edeceğim.
Okul bahçesindeki minik Hitlerciklerin sayısı azımsanmayacak ölçüde. Toplumsal yönden baktığımızda asıl ihtiyacımız olan cengaver çocuklar değil bildiğiniz gibi. İç huzuru yakalamış Yunus Emre gibi barışçıl, Buda gibi kendinden emin, Atatürk gibi lider ruhlu ve öngörüsü yüksek, Mevlana gibi ufku geniş insanlara çok ihtiyacımız var.
Ne dersiniz?





“Yapma! yerine bunu böyle yapmanı istiyorum.” bu çok doğru. tam da bugün bunu düşünüyordum. bana öyle gelıyor kı sankı küçük çocuklar olumsuz kıplerı algılamıyorlar. mesela kızıma (18 aylık) “yoğurtlu elını kafana sürme” dedığımde anında o el kafaya gıdıyor. sankı o yoğurt-el-kafa-sür şeklınde algılıyor. ama elını bana ver dedığımde kafaya sürmeden elını bana verıyor:)) bazı kıtaplarda çocuğun bırşeyı yapmasını ıstemıyorsak bunu kızgın bır ses tonuyla söylememız gerektığı yazıyor ama ben buna katılmıyorum. çok üzülüyorlar aslında bız kızınca…
bır de dedığınız gıbı ona basıt görevler vermek çocuğu çok mutlu edıyor. bazen çamaşır asarken “leğendekı çamaşırları bana verır mısın?” dıyorum, tek tek alıp bana uzatıyor mesela. ben “ayy teşekkür ederım annecım, çok yardımcı oldun” deyınce çok sevınıyor:))
oyuncaklarını da topluyor. sonra gene dağıtıyor ama olsun:))
özgüven çok önemli gerçekten. temelleri de bebeklik ve ilk çocuklukta atılıyor. bu saydığınız davranışları zamanında yapmazsak tren kaçabiliyor. eklemek istediğim bir şey var. çocuk bir eşyaya çarptığında ah ah yapılır eşya cezalandırılır. böylece çocuğun yaptığı sakarlığın bedeli eşyaya ödetilir. bu çocuk da ilerde yaptığı hatalardan başkalarını sorumlu tutar diye düşünüyorum. hatasını kabul etmeyen özür dilemeyen bir birey olur.
Bir de herzaman suçu başkasında arayan biri olma yolunda ilerlemiş biri olur.